GELİŞİ VE DÖNÜŞÜ OLMAYAN GELİŞLER

GELİŞİ VE DÖNÜŞÜ OLMAYAN GELİŞLER
icon yazarMuhammet ACAR     25/02/2015     255    Facebook da paylaş

     Bu topraklardaki serüveni, eski Sümerbank fabrikasının arkasındaki fabrikanın isminden esinlenerek ismi konulmuş mahalleden başlıyor. Çarşı ekmek denince akla gelen somun ekmek almanın lüks olduğu ve misafir geldiği zaman alınan zamanlardan, bakkal ve marketten ekmek alınan zamanlara gelindi. Şehrin istasyonuna yakın mahallede, yolculukların genelde posta treni ile yapıldığı zamanlardan gelindi. Mavi tren gelince daha bir lüks hale gelen tren yolculukları ile Haydarpaşa Garına kadar giden yolculuklar wolkmen ile birlikte kısalıyor ve koltuk yataklarda uykusuzluklar atılmaya çalışılıyordu.

     Misafirliğe, telefonla izin alınmadan  “Sokağa Gitme “ olarak adlandırılarak gidilen zamanlarda sevilirdi şehir. Zamanın, güneşe göre belirlendiği, çocukların korkusuzca sokakta ve bahçelerde oynadığı çocukların  “Akşam ezan okununca evde ol tamam mı?“ tembihi ile beklendiği zamanlarda sevilirdi şehir. Akşamları fıyık, körebe oynandığı, gündüzleri de maç, bilye, gazoz kapağı oynandığı zamanlardı o zamanlar. Sokaklarda hayatın öğrenildiği ve yaşandığı, sanal olmayan ilişkilerin olduğu, çocukların kendi ayaklarının üstünde durmak için mücadele ettiği zamanlardı.

     Şairin “ Doktor bey siz hayatı kitaplardan
                  Biz ise yaşayarak öğrendik”
                  dediği gibi yaşanılan çocukluklar vardı.

     Mahallenin bakkalından her şey alındığı vakitlerdi. Gofret ve gazozun bayram harçlıklarıyla alındığı harçlık yetmediği zaman çocukların ayakkabı boyacılığı yaptığı, simit sattığı ve hayatı  damardan öğrenildiği zamanlarda sevilirdi şehir. Mahallenin bakkalı olan ve Fatma ablanın oğlu Osman abiye hesap açılır ve  memur aileleri maaş aldıklarından diğerleri de eline para geçtiğinde hesabı kapatırlardı. Bekir abi bakkalda her şeyi bulundurur, birşey istediğimizde “Çarşıya kadar gitmeyin diye her şeyi bulundurum“ der ve biryerlerden çıkar getirirdi.

     Sokağımızdaki yastıkçı Adıgüzel abinin semerciler sokağındaki dükkanı yeni evlenen ve evindeki yastıkları değiştirenlerin uğrak yeriydi. Tek katlı müstakil evi mahallenin eski ve güzel evlerinden biriydi. Komşuların sorunlarını dinleyen sözü dinlenen hatırı sayılır kişilerdendi. Oğulları Fahrettin, Sebahattin, Faruk, Fatih, kızları Serap ve Ayşe olan 7 çocuğu vardı. Faruk doktor olmuş, Fahrettin ve Fatih babalarının yanında çalışmaktaydı. Fatih içine kapanık bir çocuk idi ama kardeşim İbrahim’le iyi anlaşırlardı. Fahrettin zıpır bir karakterdi. Sinirli ve hırçın kişiliği mahalle kavgalarına tutuşur.

     Aynı meslektaşı olan Yastıkçı Halit ise sokağın diğer tarafında 2 katlı binada otururdu. Oğlunu yetiştirmiş ve şimdilerde büyük beyaz eşya ve mobilya mağazası olduğunu duydum.

     Enişte – Kayın olan ikisi de üçtekerlekli işleten Mevlüt ve Tembel Mehmet ağabeylerin evleri yan yana idi. Mevlüt ağabeylerle ailecek sokağa gidilir gelinirdi. Bu gidiş gelişler Konya’ya göçüşümüze kadar devam etmiş olup halen ailecek görüşmek teyiz.

     Kışın uzun geceleri bazen arabaşı davetleri yapılır ve o zamanları iple çekerdik. Çünkü arabaşı içmeyi severdik herkes gibi. Tüm çocuklar o davetlerde çok sıkı oyunlar oynar ve arabaşı hamurunu çorbanın içine kaçıranlar cezalandırılırdı.

     Mahallenin Kürtdereli Hocası Mustafa Hoca ile ramazanda ile teravihlerimiz hızla bitirir oyuna zaman ayırırdık. Hatta bazen teravihi oyunla birlikte kılardık …. Emekli olan Mustafa Hoca o dönemde  camiye olan bağlılığımızın artmasını sağlamış bazen ufak hediyelerle cami avlusuna gelmemizi sağlardı. Hemşirelikten emekli olan Şehriban abla mahallenin iğnecisiydi. Kocası Nebi abi doktor muayenehanesinde çalışıyordu. Bundan dolayı da ona da doktor lakabı verilmiş ve hastalıklarla alakalı kendisinden şifa  beklenirdi.

     Evimize çok yakın oturan Yüksel enişte inşaatta kalıpçılık yapa raktan hayatını kazanırdı. Tek katlı evinde akşam oturmalarına gider ve çaylı muhabbetlerle gece yarılarına kadar zaman geçirirdik. İnsana huzur veren bir yapısı olan Yüksel enişte, inşaatın verdiği yorgunluğu  hissettirmez sağlam yapısı ile gece yarısına kadar otururu sabah erkenden inşaata çalışmaya giderdi.

      Bahçesi müsait olduğundan zaman zaman mangal yapar ve bizi de çağırırdı.

       Evimizin yan komşusu Zarife Abla yalnız yaşar ve çocuklarını kendi büyütürdü. Eşi 1985 yılında vefat etmiş ve hayatın yükünü tek başına sırtlanarak çocuklarına anne ve babalık yapardı. Annemlerin arada gidip geldikleri komşumuzun herhangi bir isteğinde hemen yardıma koşardık.

       Kızılcalı Mehmet abi değirmenci lakabıyla anılırdı. Briketçilik yapar ve yazın sıcaklarında eski makinelerle saatlerce gürültülü ve yorucu bir şekilde briketlerin yapımını yapar ve tahtalara kurusun diye sırayla dizerdi. Bir defasında yardıma gitmiştim ama en fazla 2 saat dayanabildim. Özdemirli Mehmet abi dükkan açıp işletmişti ama sonra dükkanı yıkıldı ve işi bırakarak başka bir işe girişmişti.

      Sokağımızın başına doğru üç tekerlekli işleten Niyazi Eniştenin müstakil evi vardı. Oğulları Yusuf ve Yakupla birlikte oyun oynar, özellikle akşamları çıkıp fıyık oynamak çok hoşumuza giderdi.

      Pancar kantarının arkasında kalan mahallenin çocukları, pancar söküm zamanında pancar aktarımına yardım ederler ve harçlıklarını çıkartırlardı. Mahallemizde bulunan Su Deposundan soğuk ve taze su doldurulmaya gidilir ve mahalleli misafir geleceğinde misafire o sudan içirmek ve çay yapmak için önceden hazırlığını yapardı.

      Şehrin   kargaşası ve temposundan uzak ailecek yaşanacak mahallelerden biri olan mahallemizde çocukların sosyalleşme adına her şey müsaitti; Futbol oynacak boş arsalar, oyun oynayacak güvenli  sokaklar, her türlü doğal oyuncaklar , bol zaman…. vs

      Elma bahçeleri ,  mahallenin bitiminde başlar ve Elma bahçe sahipleri elmaları toplama zamanında mahalleliyi çalıştırırdı. Gün sonlarında  evlerine götürmek üzere çantalarına elma  koymalarına izin verirdi. O elmalar mahalleli çocuklarının ağız tezgahından geçerdi.

      Eskiden Şarap Fabrikasına yakın yerde oturan rahmetli Ümmühani teyzemlerin evlerine giderdik. Eniştemin titrek elleriyle yemeye çalıştığı yemekler ve nasihatleri hala zihnimde canlıdır; ”Gençlikte yapılan ibadet mermere kazılan yazı gibidir, Bizim gibi yaşlıların yaptığı ibadet suya yazılan yazı gibidir, ibadetleriniz geçirmeyin”

      Mahallenin yakınındaki Bulgur fabrikaları yazın çalışırdı. O dönemde imalathanelerinden, mis gibi  pişmiş bulgur kokusu gelirdi. Tren korna sesleri ile şehrimize gelen trenleri tahmin ederdik. Tren yoluna çıkar bulduğumuz çivileri tren geçince inceltmesi için tren rayına koyar ve  ondan kendimize oyuncak yapardık.


Artık insanlar da değişti şehirler de ………………..

“şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin

Ogün bugün, şehri dünyanın üstüne kapatıp bıraktım
kapattım gümüş maşrapayla yaralanmış ağzımı
ham elmalar yemekten göveren dudaklarım
mırıldanmasın şehrin mutantan ve kibirli ağrısını.
Azıcık gece alayım yanıma yalnız
serçelerin uykusuna yetecek kadar gece
böcekler için rutubet
örümcekler için kuytu
biraz da sabah sisi
yabani güvercin kanatları renginde
biz artık bunlar olarak gidiyoruz
eylesin neyleyecekse şehrin insanı “

İsmet ÖZEL

Kasım 2014
Muhammet ACAR
(İKEV 1994-1998 Bursiyeri)

 

  • İLETİŞİM & ULAŞIM
  • Osmaniye Mah. Fabrikalar Cd. No:44
    Bakırköy / İST
  • 0212 542 68 33 / 34
  • 0212 542 68 43 / 54
  • Fax: 0212 542 68 60
  • info@ikev.org.tr
  • • Reklam
Copyright © 2017 İKEV, İstanbul Karamalılar Eğitim ve Kültür Vakfı     [ Web Tasarım & SEO by WEBMESLEK ]