ÇOCUK TERBİYESİ VE KORKUTMAK

ÇOCUK TERBİYESİ VE KORKUTMAK
icon yazarAhmet MISIRLIOĞLU     02/04/2019     64    Facebook da paylaş

60-70’li yıllarda yetişen çocuklar bilir. İlk ve ortaöğretimde sadece eğitim-öğretim yapılmaz, terbiye; belki de öğrenciye pozitif bilimlerden önce verilmesi gereken bir eğitimdi. Çünkü o olmadan üzerine bir şey inşa edilmez, birey, yurttaş, insan olunamazdı.

Pedagoji eğitimin alanına girer. Cennetten çıktığı söylenen dayak ise, eğitimin bir parçası gibiydi. İronik bir söyleyişle öğrencinin tayın (azık, yiyecek) vakti geldiğinde öğretmenlerimiz bu işlemi yerine getirmekten kendilerini alamazlardı. Fakat her nedense, ileride askerlikte yenilecek sopalar gibi kapısından çıkınca hemen unutuluverirdi. Kafaya takılmaz, psikolojimiz bozulmaz, unutulur giderdi. Hem, büyüklerin vurduğu yerde gül biterdi. Veliler çocuklarını: öğretmenine söylerim bak, diye tehdit ederlerdi. Günümüzde ise öğrenci böylesi durumlarda direnir, anne-baba okulun kapısına dayanır veya Öğretmen Şikayet Hattı’na bir telefon müfettiş koşar gelir, soruşturma-kovuşturma başlar evelallah.

Eğitim-öğretim milli eğitimin, okulların ve öğretmenlerin işi, yazımızın konusu ise, çocuğumuzu, öğrencimizi terbiye eğitimi adına nelerle ve kimlerle korkuttuğumuzdur.

Daha çok da anneler küçük çocuklarını sokaktaki amcalara, teyzelere ve yabancılara vermekle, bekçi ile polislere söylemekle tehdit edip korkuturlardı.

Çok bunalan kadınlar, yoldan geçen herhangi bir adama: Amcası şu çocuğa iyi bir kız, diye müracat eder. Amcaların arayıpta bulamadığı bir şey, bazen ileri gittikleri bile olurdu.

Bazen sokağın, mahallenin amcalarından şikayet alan anne-baba memnun olur: iki de vuraydın bari, demeyi ihmal etmezlerdi. Anneler yaramazlık yapan çocuklarını şalvar (kalın pileli pazen kumaştan geniş kadın alt giyeceği)lı kadınlara havale eder. Yaşlı kadın yalandan bir hiddetle: Donuma (şalvar) gatarım bak, diye iyiden azalan aklımızı alırlardı.

Akşam olup da eve gelmeyen-girmeyen çocukları: Abdallar-çingeneler, hırsızlar gaçırır bak, hadi eve, diye korkutup, çocuğun hafsalarına olmadık ağır yükler yüklerlerdi.

Yemeğini ye, değilse köpek ısdırır (ısırma) uyarmaları ise, en hafif korkular sınıfına girerdi. Çocukluğumuz pek bir eğlenceliydi. Birde bu korkutmalar olmasaydı.

Biz çocuklar, anne tarafından en çok: Akşam buban gelince suçlarını bir bir söyleyeceğimsiz bir gün geçirmezdi. Babalar, dedeler, çocukları göz belertme (gözleri kötü bir ifadeyle büyütme)si ile, kaşlarını Murat 124 tamponu gibi tek parça çatıp otorite sağlarlardı. Baba işe gider, anne 5-6 çocukla baş başa kalır. Mahalle çeşmesinden taşınan suyla bulaşıklar yıkanır. Ateş yakılıp kara kazanda kaynatılan çamaşır tokuçla (tokaç) dövülüp yıkanacaktır. Günüyse eğer, tandırda ekmek yapılıp akşama sulu patates, bulgur pilavı pişecek, gün içinde ağzı-yüzü bir tarafa giden ev, baba gelmeden deşirilip, toplanacaktır. Kahraman anneler gerildikçe gerilirlerdi. Dahası tavuğun, ineğin, tana (dana)nın bakımı… diyecektim vazgeçtim.

Bilmem ki biz çocukların ne suçu vardı. Kaba etleri cimcik (çimdik)lenir, doğru durmazlarsa dövmekle, yaşatmak (gebertmek)le tehdit edilirlerdi. Terlik neyse de, süpürgenin gavur tarafı dediğimiz sap kısmı, zalim demir soba maşası ve ateş küreğine ne demeli.

Çişini kaçıran küçük çocuklar, sıcak maşa ve kibritle “oralarının” yakılacağı ile, korkutmanın ötesinde travma kelimesini bilmeden ne travmalar yaşadılar kimbilir. Çocuklul zor sanattı vesselam. Anan-baban var mı derdin var idi.

Allah taş yapar, cinler çarpar, şeytan kötülüğe sevkederdi. Yemeğini yemezsen böcü-börtü gelir seni yer diye korkuttuklarında ise, yukaridakileri yaşamış efsunlaşmış bizlere pek bir hafif ve eğlenceli bir sözdenileri gitmezdi.

Daha çok zengin ve yaşlı kadınlar, yine biz küçük çocukları korkutmak amacıyla, altın ve gümüşten yapılı diş alt protezlerinin dilleri yardımı ile yerinden öne doğru çıkartarak, sağolsunlar korkularımızı renklendirip ayrı bir boyut kazandırırlardı.

Vallahi psikolojimizi nasıl bozup da, iyi bir kafayı filan yememişiz.

Öf be..! Durduk yere gerim gerim gerildik. Küçük bir şey söyleyim de biraz gevşeyelim bari. Aynı şeyi 7 yaşındaki torunuma yapıyım dedim: Komiklik mi yaptın dede, korkmadım, dedi Az bozulmadım hani. Zamaneler, şakadan anlamadığı gibi, kimseden ve bir şeyden korkmuyorlar. Bu durum iyi mi kötü mü bilemedim.

Bir kuşak böyle büyüdü. Ama hiç birimiz, ne öğretmenimizden, ne sokaktaki amca ve teyzelerimizden ne de anne-babamızdan şikayetçi olduk.

Elleri dert göremesin. Eğer bugünlere geldiysek, yine onların sayesinde geldik.
  • İLETİŞİM & ULAŞIM
  • Osmaniye Mah. Fabrikalar Cd. No:44
    Bakırköy / İST
  • 0212 542 68 33 / 34
  • 0212 542 68 43 / 54
  • Fax: 0212 542 68 60
  • info@ikev.org.tr
  • • Reklam
Copyright © 2017 İKEV, İstanbul Karamalılar Eğitim ve Kültür Vakfı     [ Web Tasarım & SEO by WEBMESLEK ]