BEDENİMİZ HAYALİ TEHDİTLERİ NASIL ALGILIYOR?

BEDENİMİZ  HAYALİ TEHDİTLERİ  NASIL ALGILIYOR?
icon yazarSevgi KARACA     17/04/2015     225    Facebook da paylaş

Sevgili İKEV POSTASI okurları;
Yapılan araştırmalarda bedenimizin gerçek tehditle hayali tehdidi birbirinden ayıramadığını göstermiştir. Hem bağışıklık sistemi hem bilinçaltımız gerçekle hayali ayırt edemiyor. Bir tiyatroda ağlanacak yerde, aktör ya da aktrisin rolü gereği ağlayabilmesi, onun ağlama duygusunu çağırarak harekete geçirmesiyle gerçekleşir .Ortada ağlamasını gerektirecek bir durum olmamasına rağmen ağlayabilmesi düşüncelerinin duygularını harekete geçirmesiyle olur. Bizler de eğer ortada birşey yokken kendimizi otomatik bir şekilde gelişen olumsuz duygulara kaptırırsak, hem bağışıklık sistemimiz hem de bedenimiz gerçek duyguyla bu yarattığımız duygu arasında farkı anlayamayacak ve belki de kendi olumsuz kehanetimizi  kendimiz gerçekleştirmiş olacağız. 

Düşünceler gerçektir, her düşünce karşılığında beyne elektrik sinyali gider ve beynimiz kimyasal salgılar. Ne düşündüğümüzün farkına varırız. Sürekli negatif düşünmek acı duymamıza neden olan kimyasallar salgılanmasına yol açarak, huzursuzluğa, huysuzluğa ve depresyona neden olur. Sinirlendiğimizde bedenimizde meydana gelen değişimleri bir düşünün: kaslarımız gerilir, kalp atışlarımız hızlanır, ellerimiz terlemeye başlar ve daha hızlı nefes alırız. Hatta bu kimyasallara uzun süreçte bağımlı hale geliriz. 

Olumlu ve bizi mutlu edecek düşüncelere sahip olduğumuzda beynimiz bizi ve tabi ki bedenimizi sakinleştiren ve mutlu eden  kimyasallar salar. Mutlu olduğumuz anlarda bedenimizdeki değişimleri düşünelim: kaslarımız gevşer, kalbimiz  daha yavaş çarpar, ellerimiz kurudur ve daha yavaş nefes alırız. Olumsuz düşüncelerimiz  zihnimiz ve bedenimiz üzerinde stres yaratır .

Eğer biz, kendimizi bir cam fanus içerisine hapseder duygularımızın dışarı çıkmasına izin vermezsek, harcanmayan bu duygular ilgili organlarımızda  birikerek hastalanmamıza sebep olur. Tıpkı ağzı kapalı bir diş macunu tüpünü sıktığımızda, diş macununun  çıkacak yer bulamayıp,tüpün zayıf noktalarından  fışkırması gibi.

Siz  de, duygusal stres altındayken, eğer duygularınızı bastırıp  ifade etmezseniz, zayıf noktalarınız örneğin; sindirim sisteminiz, dolaşım sisteminiz, bağışıklık sisteminiz, uyku düzeniniz etkilenerek sorun ve hastalık oluşacaktır. İlk atalarımız tehlike anında ya savaş ya kaç tepkisiyle ayakta kaldılar. Günümüzde onların yaşadıkları tehlikelerle yüz yüze değiliz artık. Ancak teknoloji o kadar hızlı gelişti ki, duygusal repertuarımız bu değişime ayak uyduramadı.

Tehlike karşısında beliren ya savaş ya kaç tepkisine sadece günlük yaşadığımız hayati meseleler neden olmaz. Kendi kendimize yarattığımız korku ve gerginlik düşüncesi de buna yol açar. 

Sadece olumsuza odaklanarak başımıza kötü şeyler geleceğini düşünme miz, hormonlarımız ve kimyasal dengemiz üzerinde gerçek tehlike ve tehditler kadar büyük bir hasara yol açar. Zihnimizde oluşturduğumuz gerçek olmayan tehlike ve tehditle ilgili düşünce ve görüntülerine bedenimiz gerçekmiş gibi anında tepki verir. Kısaca gerçek stres ile kendi kendimize yarattığımız stresin ayırımını yapamıyor bedenimiz. İkisini de gerçekmiş gibi algılıyor, ruhsal, zihinsel ve fiziksel olarak zarar görüyoruz.

Deneyimlerimden yola çıkarak diyorum ki; bizi birbirimizden ayıran en önemli özellik başımıza gelenlere karşı gösterdiğimiz tepkilerde gizli. Kimimiz başına gelenler karşısında pes ediyor, kimimiz ise başına gelenler karşısında pes etmeden dersini alıp yoluna eskisinden çok daha güçlü olarak devam ediyor. 

Tabii ki hayatta başımıza kötü olaylar gelebilir. Bugüne kadar insanların acı çekmekten kaçındığını gözlemledim. Acı çekmekten kaçınmak acıyı  yok etmiyor maalesef, tam tersine duygu dünyamızda blokaj oluşmasına neden oluyor. Duygusal blokajlarımızın oluşmaması için duygularımızı saklamadan ifade edebilmeliyiz. Acılardan, korkulardan kaçmak yerine  yüzleşerek, bu rahatsız edici duygularımızı ifade etmekten kaçınmamalıyız. Sevgili dostlar; acı olmadan mutlu olamayacağımızı, gülün dikensiz olmayacağını, evrende iyiyle kötünün iç içe ve başımıza gelenlerden çıkaracağımız dersler olduğunu unutmadan kendimizi hayatın akıp giden ritmine  bırakabilirsek bedenimizi ve ruhumuzu hayali tehditlerle kandırmamış olacağız. 

Günlerinizin aydınlık ve bahar bereketi tadında olması dileğimle... 

Sevgi KARACA
Yaşam Tasarım Uzmanı
Çin Yüz Okuma Sanatı Uzmanı
Karakter Analisti

"DÜZELTEBİLECEĞİN TEK ŞEY KENDİNSİN"

http://sevgikaraca.org/
http://mutlulukdiyeti.net/
https://twitter.com/SevgiKaraca

  • İLETİŞİM & ULAŞIM
  • Osmaniye Mah. Fabrikalar Cd. No:44
    Bakırköy / İST
  • 0212 542 68 33 / 34
  • 0212 542 68 43 / 54
  • Fax: 0212 542 68 60
  • info@ikev.org.tr
  • • Reklam
Copyright © 2017 İKEV, İstanbul Karamalılar Eğitim ve Kültür Vakfı     [ Web Tasarım & SEO by WEBMESLEK ]