ANKARA’DAN MEKTUP VAR!

ANKARA’DAN MEKTUP VAR!
icon yazarSami ÖLÇER     08/10/2014     180    Facebook da paylaş

NOBEL'İ ALMALIYIM !

"Şeyh uçmaz, mürit uçurur" derler.
Hakikaten de öyleymiş!

Biliyorsunuz ANI BİSKÜVİ her yıl Dil Bayramı vesilesiyle, bir etkinlik yapmayı anane haline getirdi.

Bu yıl çok değerli dostum, sınıf arkadaşım RIFKI BOYNUKALIN 2004 yılından beri İkev Postası'nda "Ankara'dan Mektup Var" logosuyla yazdığım yazıları bir kitap halinde topladı ve sonuna daha önce yayınlanmış, Ankara'da Orman       Bakanlığındaki görevim sırasındaki izlenimlerimi anlatan kitabımı da ekleyerek bir kitap hazırladı.

Bu kitap bana göre çok ilgi gördü. Özellikle Karaman'dan çok sayıda telefon aldım.

İnsan pohpohlanmaya çok meyilli gerçekten. Onuncu-yirminci telefondan sonra "Nobel Edebiyat Ödülü Bu Yıl Benim Olmalı" havasına girdim. Birgün baktım ki elimde Orhan PAMUK'un Nobel Edebiyat ödülünü alırken yaptığı "Babamın Bavulu" başlıklı yazı, gene birgün evlenirken nikahımda giydiğim o yıllarda Ankara'nın en ünlü terzisi Karamanlı "Üç Kardeşler Terzihanesi CELALETTİN UZUN" un hediyesi smokinimi kılıfından çıkarırken buldum kendimi. (Gerçi ceketimin bir kolu giriyor, hangisini istiyorsan diğeri girmiyor. Pantolon herhalde benim değil, kesin karışmış, bir yerden sonra yukarı çıkmıyor.) Güya ödül töreninde giyecektim. Mecburen yenisini diktireceğiz artık. Beni bu işe ANI BİSKÜVİ soktu artık o düşünsün!

Derken ben bu rüyayı görmeye devam ederken telefonda ALİ ÖZPEYNİRCİ aradı. O telefonla kendime geldim. Zaten jüride o varsa benim ödül almam mümkün değil. Ben resim öğretmeni Ali bey'den yediğim dayağı anlatıyorum, yanımda canlı şahit Anayasa Mahkemesi üyeliğinden emekli sıra arkadaşım NECMİ ÖZLER var, önümdeki sırada oturan  RIFKI BOYNUKALIN şahit. Bizim ÖZPEYNİRCİ telefon ediyor "yanımda filan öğretmen var, Karaman Ortaokuluna Ali bey isimli bir resim öğretmeni gelmemiş"  yahu yediğim dayaklara mı yanayım, belimde Ali bey'den yediğim tekmelerden oluşan 3 ve 4. omurlar arasındaki kireçlenmenin zaman zaman verdiği sızıya mı yanayım. Onun için o jürideyse ben baştan çekilirim zaten.

Ben Osmanlı tarihine meraklıyım. 600 sene devam etmesini çok incelemişimdir. Bunun en önemli sebeplerinden birisi insanı çok iyi incelemiş olmalarıdır. Düşünün ki o zaman parlemento yok, partiler yok, sivil toplum kuruluşları yok, bir tek adam Türkiye'nin on katı büyüklüğündeki toprağı idare edebiliyor.

İnsanı iyi incelemişler dedim ya. Kişinin muayyen aralıklarla övülmeye ihtiyacı var. Hafta da bir, ayda bir "Efendim sizin gibi adam nerde", "Siz şöylesiniz böylesiniz" gibi sözleri herkes duymak ister. İşte Osmanlı bu işi şansa bırakmamış. Padişahın yanında sırf bu iş için maaşlı-kadrolu bir adam var. DALKAVUK. Görevi sadece padişaha yağ çekmek. Modern idareler bu kurumu kaldırmışlar ama insan aynı insan, övülme ihtiyacı aynen devam ediyor. 

Bu iş bu sefer kudretlinin yanındaki koca koca adamlara kalıyor. Hiç görevleri olmadığı halde! Giderek ne yaparsanız yapın iltifatlar kudretliye az geliyor ve işler çığırından çıkıyor. Osmanlı bunu da çözmüş. Her cuma, namaza halkın arasından yürüyerek giden padişaha gene maaşlı bir görevli devamlı bağırıyor. "Gururlanma padişahım senden büyük Allah var." Altı gün boyunca şişen kibir ve gurur, Cuma günü sıfırlanıyor. İşte bu görevlide yok demokrasilerde. Onun için muktedirler şiştikçe şişiyorlar. Aynı benim durumumda olduğu gibi.

Allah'tan Ali'nin telefonundan sonra çok yara almadan normalleştim.

Bu vesile ile babam rahmetli Hasan ÖLÇER'i bir kere daha andım. Çok az konuşur, çok az nasihat ederdi. En önemli sözlerinden birisi "Oğlum, insan arkadaşından azar, arkadaşını iyi seç" olmuştur.

Bende ölçü olarak hep babamın arkadaşlarının çocuklarını arkadaş olarak seçtim. Madem ki babam babasıyla arkadaştı, bende onun çocuğundan zarar görmem diye düşündüm.

İşte benim yukarıdaki satırları yazmamı sağlayan insanlar hep onların arasından çıktı. Bugün beni rüyalara sevkeden, telefonları almama sebep olan, yazıları yazmama teşvik eden Suat SÖZER, ısrarla ve hiç aklımda yokken "Bu yazılar kaybolmasın, ben bunları kitap haline getireceğim." diye ısrar eden Rıfkı BOYNUKALIN, büyük bir keyifle ve zevkle kitabı dağıtan amcazadem, ailemizin seçim kazanan tek ferdi (hemde ne kazanma DEMİREL'i geçti herhalde) Kadir       PEMBECİ, ve "Bu gidişle ikinci baskısını yapacağız galiba diyen Sait EREN'e müteşekkirim, minnettarım.

Birde bizden önceki kuşağın zerafetini bir kere daha tespit ettim. Başta ağabeyim Turgut ÖLÇER ve Halit KAYSERİLİOĞLU özellikle Yalçın AKÖZ ağabeylerin telefonlarını duymalıydınız. O ne zerafettir, o ne inceliktir! Daha öğrenecek çok şeyim var. Gerçi öğrensem tatbik edebilir miyim emin değilim. Her konuşmamda ve yazmamda "Bu sefer çok kibar olmalıyım" diyorum ama üçüncü cümlede aslıma dönüyorum. Neden? İmalatımda yok kibarlık, fabrikasyon olarak konmamış. Montaj hatası diyelim artık.

Velhasıl "Her insan ömründe onbeş dakikalığına meşhur olacak" denir ya, ben o onbeş dakikayı tattım.

Karaman'lı olduğum için!
Darısı başımıza!

SAMİ ÖLÇER

  • İLETİŞİM & ULAŞIM
  • Osmaniye Mah. Fabrikalar Cd. No:44
    Bakırköy / İST
  • 0212 542 68 33 / 34
  • 0212 542 68 43 / 54
  • Fax: 0212 542 68 60
  • info@ikev.org.tr
  • • Reklam
Copyright © 2017 İKEV, İstanbul Karamalılar Eğitim ve Kültür Vakfı     [ Web Tasarım & SEO by WEBMESLEK ]